Meme Kanseri Tanısı
Meme kanserinin teşhisinde standart kabul edilen "Üçlü Tanı Yöntemi" (Triple Assessment) protokolü uygulanır. Bu protokol; uzman cerrah tarafından yapılan klinik muayene, görüntüleme tetkikleri ve şüpheli dokudan alınan biyopsi işlemlerinin bir bütün olarak değerlendirilmesini kapsar.
1. Klinik Muayene ve Kişisel Farkındalık
Meme sağlığının korunmasında ve olası hücresel değişimlerin erkenden fark edilmesinde ilk basamak kadının kendi vücudunu tanımasıdır.
Kendi Kendine Meme Muayenesi: 20'li yaşlardan itibaren her kadının her ay düzenli olarak kendi kendine meme muayenesi yapması önerilir. Âdet gören kadınlarda bunun için en ideal zaman, hormonal dalgalanmaların ve memedeki hassasiyetin en az olduğu âdet bittikten sonraki hafta iken; menopoz dönemindeki kadınlar her ay kendilerinin belirlediği sabit bir günde bu takibi yapmalıdır.
Uzman Klinik Muayene: Memesinde hiçbir şikayeti veya yakınması olmayan kadınların da 40 yaşından itibaren yılda bir kez uzman bir meme cerrahı tarafından klinik muayeneden geçmesi gereklidir. Aile öyküsü olan veya yüksek risk grubunda yer alan kişilerde uzman takibi çok daha erken yaşlarda başlatılır.
Muayene sonrasında meme cerrahı; hastanın yaşına, aile öyküsüne, kalıtsal faktörlere ve meme dokusunun yoğunluğuna göre bir risk profili oluşturarak hangi görüntüleme tetkiklerinin gerekli olduğuna karar verir.
2. Görüntüleme Tetkikleri
Meme dokusunun altındaki hücresel mimariyi incelemek ve kitlelerin niteliğini belirlemek için farklı teknolojik cihazlardan yararlanılır. Bu yöntemlerin detaylı karşılaştırmalarına ve kullanım alanlarına Meme Kanseri Görüntüleme Yöntemleri sayfamızdan ulaşabilirsiniz:
Meme Ultrasonografisi (USG): Ses dalgaları ile çalışan radyasyon içermeyen bir yöntemdir. Aynı zamanda kitlenin içinin sıvı dolu mu yoksa katı yapıda mı olduğunun ayırt edilmesini de sağlar.
Mamografi: Memenin düşük doz x-ışını kullanılarak çekilen röntgen filmidir. 40 yaş üstü kadınlarda yıllık rutin tarama aracıdır. Kitlelerin sınır özelliklerini, meme içindeki dağılımını ve taramalar sırasında henüz kitle oluşturmamış, gizli kanserlerin habercisi olan "mikrokalsifikasyon" (milimetrik kireçlenmeler) odaklarını saptamada alternatifsizdir.
Meme MR (Manyetik Rezonans): Radyasyon içermeyen, damar yolundan kontrast madde verilerek çekilen ileri bir görüntüleme tekniğidir. Silikon protezi olan kadınlarda, genetik olarak yüksek risk taşıyan genç hastalarda ve meme koruyucu cerrahi öncesi meme içinde başka gizli tümör odaklarının (multisentrisite) olup olmadığını doğrulamada kullanılır.
3. Meme Biyopsisi
Klinik muayene ve radyolojik görüntülemeler ne kadar şüpheli olursa olsun, meme kanserinin kesin tanısı ancak biyopsi ile konur. Biyopsi, şüpheli alandan iğnelerle hücre veya doku örneği alınması ve bu parçanın patoloji uzmanı tarafından mikroskop altında incelenmesi işlemidir.
Başlıca biyopsi yöntemleri şunları içerir:
Kalın-Kesici İğne (Tru-Cut) Biyopsi: Günümüzde meme kitlelerinde tercih edilen en güvenilir biyopsi tekniğidir. Bölge lokal anestezi ile uyuşturulduktan sonra, özel bir otomatik tabanca yardımıyla kitlenin içinden silindirik doku parçaları alınır. İşlemden sonra hemen günlük hayata dönülebilir.
İnce İğne Aspirasyon Biyopsisi (İİAB): Standart enjektör iğneleriyle yapılan, sadece hücre düzeyinde sıvı alan bir yöntemdir. Kitlelerin iyi-kötü ayrımı kabaca yapılabilse de doku katmanlarını göstermediği için meme kitlelerinden ziyade koltuk altındaki lenf bezlerinin değerlendirilmesinde tercih edilir.
Vakum Biyopsi: Mamografide mikrokalsifikasyon olarak saptanan küçük şüpheli bölgelerin, gelişmiş cihazlar ve özel vakum sistemleri rehberliğinde çıkarılması ve örneklenmesi işlemidir.
Açık Cerrahi Biyopsiler: Ameliyathanede kitlenin bir kısmının (insizyonel) veya tamamının (eksizyonel) çıkarılması yöntemidir. İğne biyopsisi tekniklerinin gelişmesi sayesinde günümüzde bu açık cerrahi biyopsilere çok nadir durumlar dışında ihtiyaç duyulmamaktadır.